Çiftlikteyim,
Çiçekleri, bitkileri öğreniyorum, teşkilatı bilgilendiriyor, İstanbul'a, İbrahim'e sesleniyor, okuduklarımı öğretiyorum.
Gözlerde tıpkı Rumi'nin de bahsettiği gibi iki çeşit parlama var.
Biri haset ve aşağılık hissinden beslenen şeytani bir parlama.
Biri nur ile ışıldayan gözlerin parlaması.
Gözlerini dikmiş bana, gözlerinde o şeytani parıltı var, tıpkı Şems-i Tebrizi'yi 600 yıl önce kovdukları gibi kovuyor beni.
"Sen susucaksın! Sen gidiceksin burdan!" diye bağırıyor bana. Gözleri pörtlemiş, burnundan soluyor.
Hakkımda söylentiler çıkarmış, ince ince yalanlarla kuyumu kazıyormuş.
İğrenç gözleri parlarken Zafer Bey'e de bana da virüsün belirtilerinin en ağır halini yaşattı, nefsini şeytana satan rezillerin başka kimselerin yaşam özgürlüklerine tehdit oluşturan aşağılık tutumları bunlar. Ceremesini çektiğimiz, kitapta bahsedilen rezil kavmin üyeleri bu kimseler.
Şeytani gözlerine lanet ettiğimi yazdığım günün ardından gözlükler ile geldi çiftliğe.
O haset eden rezillerin gözlerine lanet olsun.
Öyle de oldu.
Enfal Suresi, 25. ayet:
Bir de öyle bir fitneden sakının ki o, içinizden sadece zulmedenlere erişmekle kalmaz. Biliniz ki Allah'ın azabı şiddetlidir.
Türkiye Cumhuriyeti'nde halihazırda bu fitnelerin örneğini çok görüyorum. Ve karşılık vereceğim.
Virüsü sahipleniyorum. O rezillere kılıcımı çekiyorum.
Bu iyi bir başlangıç.
Sezen haklı, kıyamete gidiyoruz.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder